in

TUNUS’TAN NOTLAR (Yeşim Yılmaz)

TİKA’nın koordinasyonunda, Türk Hava Yolları (THY), Anadolu Ajansı (AA) ve TRT iş birliği ile bu yıl ikincisi düzenlenen 2018 Tecrübe Paylaşım Programı kapsamında,Kuzey Afrika ülkesi olan Tunus’a giden ekibin arasında, diğer 14 gönüllü arkadaşımla beraber ben de olmaya hak kazandım. Program çerçevesinde yapılmakta olan ulvi işlerin küçükte olsa bir parçası olmuş olmak; gerek insani gerekse uluslararası bir deneyim silsilesinin sonucu olarak, kafamda Tunus ve dolaylı olarak da bir Afrika silueti oluşturmuş oldu. Bu yazımda da Tunus’a dair izlenimlerimi ve program boyunca tecrübe ettiğim birtakım gözlemlerimi naçizane aktarmaya çalışacağım.

Bizdeki doğu-batı sentezinin kuzey-güney versiyonuna sahip olan, Sahra çölünün Akdeniz’e açılan kapısı Tunus, kadim tarihi ve yakın geçmişte yaşamış olduğu devrimleri ile arafta kalmış bir ülke gibi, ilginç bir atmosfere sahip… Tarihte 300 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin himayesi altında kalmış olmaları Türk insanına karşı dostane sıcaklığını oradan ayrılana dek hissettirdi bizlere. Her ne kadar ülkenin büyük bir bölümü çöllerle kaplı olsa da geriye kalan topraklar son derece verimli olduğu için, Tunus’un ekonomisi genel olarak tarıma bağlı diyebiliriz. Buna binaen, ekolojik kalkınmaya destek olabilmek amacıyla ele almış olduğumuz projemizi, GDA (Tunus Sürdürülebilir Kalkınma Derneği) Sidi Amor’dagerçekleştirdik. Bu kurumun misyonu, tabiatta bozulmuş bir alanın yine tabiattan alacağı imkanlarla nasıl ekolojik kalkınmaya katkı sağlayabileceğini gösterebilmek. TİKA’da ekolojik duyarlılığı olan bu kalkınma modelini desteklemek amacıyla, derneğin gerçekleştirmiş olduğu birçok projeye destek sağlamıştır. Yine bu yıl, bizlerde bu gayenin bir gönül elçisi olarak geçen yıl TİKA tarafından yapılmış olan seramik atölyesinin genişletilmesi faaliyetlerinde yer aldık. Bu bağlamda, günümüzde artık pek fazla kullanılmayan fakat yüzyıllar öncesinde yapılmış ve bugünlere kadar gelebilmiş birçok tarihi yapılarda gözlemleyebileceğimiz, geleneksel mimari yöntemlerini kullanarak saman balyalarından duvarlar inşa ettik. Alanda bulunduğumuz süre zarfında hemen hemen her gün dönüşümlü olarak gruplar halinde, dernekte yapılmakta olan tüm atölye çalışmalarında bulunmaya çalıştık. Eli çizime yatkın olan arkadaşları duvar boyamaya davet ettiler. Bu konuda pek iyi olduğumu düşünmeyen ben ertesi gün kendimi, duvara resmettiğimiz Mescid-i Nebevi’nintoprağını ellerimle boyarken buldum. Kırmızı pigmentten boyanan ellerime 6. Gün deneyimlediğim sabun atölyesinde çözüm buldum. Artık Tunuslu olmuş diyebileceğim Fransız bir hanımdan lavanta kokulu sabunlar yapmayı öğrendik. Diğer faaliyetlere nazaran benim en keyif aldığım bölümseramik atölyesi oldu. Hocamız son derece tecrübeli olduğundan bir kaç yöntem öğrenmemiz pek zor olmadı. Türkiye’ye bir hobi edinerek dönmüş oldum bu sayede, en güzel anım kendi ellerimle yapmış olduğum minik bir vazo oldu. Yine dernek içerisinde bulunan gastronomi atölyesinin inşasında TİKA’dan destek sağlanmış. Bu işin en güzel taraflarından biri de gün içerisinde bizim için hazırlamış oldukları leziz güzel ikramlardı diyebilirim. Orada en çok özleyeceğim şey sanırım insanların güler yüzleriydi. Son güngelene kadar her şey olağan seyrindeyken, sanki uzun zamandır oradaymışız gibi, kısa süre de bağlanmış olmamızınvermiş olduğu hisle dernekten ayrılmamız biraz güç oldu, her birimiz hüzünlendik. “Türkiye’ye de bekleriz” nidalarıyla ayrıldık Sidi Amor’dan. Takvimimiz o kadar özenle hazırlanmıştı ki, hemen hemen her gün ülkenin kültür kazanına bir kepçe gibi dalıp, müzelerini, önemli kuruluşlarını, eğitim merkezlerini, üretim alanlarını, sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederek oranın önde gelenleriyle birebir tanışma ve sohbet edebilme imkânı yakaladık. Ülke ile ilgili merak ettiğimiz bütün soruların cevabını direk muhatabından almış olmak bize büyük bir deneyim katmış oldu. Hal böyle iken bizi en çok heyecanlandıran tabi ki de ülkemizi temsilen orada bulunan yüz akı kuruluşlarımız oldu.TİKA’nın yanı sıra yerel, uluslararası ve Türk sivil toplum kuruluşlarının bölgesel çalışmalarını da gözlemleme fırsatımız oldu. Anadolu Ajansı, Maarif Vakfı ve Türk Hava Yolları’nı ziyaret ettik ve bilgiler aldık. Açıkçası TİKA’yı ayrı bir yere koyarsak eğer ülkemizin yurtdışında yapmış olduğu diğer birçok takdire şayan faaliyetlerden, vatandaş olarak çoğumuzhabersiz yaşamaktayız. Buna en somut örnek olan ben, Yunus Emre Enstitüsü’nün faaliyetlerini yerinde öğrenmiş oldum. Ülkeye geldiğimiz andan itibaren bizi en çok şaşırtan şey, ülkenin anadilinin Arapça olmasına rağmen halkın çoğunun salt Fransızca veya Arapça Fransızca karışımı bir dillekonuşuyor olmasıydı. Hatta rasgeldiğimiz enteresan görüntülerden biri de tabela ve reklamlarda yer alan aslı Arapça olan yazıların Latin alfabesi ile yazılmış olmasıydı.Uzunca bir süre Fransızların sömürgesi altında kalıpta 75 yıl sonra bağımsızlığını kıt kanaat elde etmiş, şimdiki anadili Arapça olan bir ülkenin dilinin bu kadar yozlaşmış olması son derecede hüsrana uğratmıştı bizi. Hal böyleyken, ülkemizin uluslararası platformda kültürel bazda en güzel temsil eden Yunus Emre Enstitüsü’nün Türkçe ve Türk kültürünü dünyada yayma politikasının ne kadar önemli ve takdire şayan bir örnek olduğunu bizzat gözlemlemiş olduk. 

Açıkçası bu proje sana ne kazandırdı? diye sorduğum vakit kendime, bize kattığı kazanımlardan en önemlisinin bu tarz uluslararası işlere imza atan çeşitli STK ve kuruluşlarımızın aslında bakıp da göremediğimiz büyük önem arz eden vazifelere göğüs gerdiğini gözlemlemiş olmamdı.Son olarak söyleyeceklerim şu ki, diğer Afrika ülkelerine oranla gelişmişlik seviyesi açısında Tunus birkaç adım önde olsa bile dahi eğitim sistemiyle alakalı çok daha fazla efor harcaması gerekiyor. Eğitim ve öğretimin esas görevi,kültürün aktarımını ve devamını sağlamaktır. Bir milletin fertleri arasındaki ortak duygu ve düşünce akımı dille kurulabilmektedir. Bu akım dünden bugüne, bugünden yarına dille aktarılmaktadır. Apaçık ortadır ki, sahip çıktığımız değerlerimiz ile örnek teşkil eden yapılanmalarımızla bu tarz ülkelerde bir çığır açıp farkımızı ortaya koymaya çalışmaktayız. Geçmişte Osmanlı dönemi zamanında olduğu gibi bugünde omuz omuza olduğumuz Tunus ile kurmuş olduğumuz dostluk bağının daha da güçlenmesi dileğiyle…

Yeşim YILMAZ

Haliç Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği 4. Sınıf

Konuşmayı oyla

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Comments

Konuşmaya Yorum Yapabilirsin!

Loading…

Yorumlar

Yorumlar

IKIGAI (Fatmanaz Gökkaya)

YAKIN DOĞU’YA SEYAHAT: İRAN (Mücahit Ergül)