in

Dünyanın Kırmızı Alarmı: Nükleer Silahlanma Sorunu (Elif İpek Bilek)

Bugün dünyamız; küresel ısınma, terörizm, mülteci sorunu, salgın hastalıklar, organize suçlar, enerji güvenliği sorunu gibi tüm insanlığı ilgilendiren ve gün geçtikçe tehlikesi artan sorunlarla doludur. Nükleer silahlanma sorunu da bu sorunlar arasındadır ve belki de en ciddi risk taşıyanıdır. Nükleer silaha sahiplik açısından önem arz eden ülkeler; ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore şeklinde sıralanabilir.

Kısaca tanımlayacak olursak nükleer silah; nükleer enerji ile yıkım gücü sağlayan silah olarak tanımlanır. Ancak ben bu silahların verebileceği zararların ciddiyetinin daha iyi anlaşılması için biraz daha derin açıklamalarda bulunacağım. Nükleer silah; nükleer reaksiyon ve nükleer fizyonun birlikte kullanılmasıyla ya da çok daha kuvvetli bir füzyon ile elde edilen yüksek yok etme gücüne sahip silahtır. Bir çok patlayıcıdan farklı olarak amacı, daha fazla zarar vermektir. Sadece tek bir nükleer silah bir şehri hatta bir ülkeyi tamamen yok edebilecek güce sahiptir. Hatta günümüzde öyle bir seviyeye gelinmiştir ki; tüm dünya, tüm insanlık yok olabilir. İki temel nükleer silah türü vardır. Birincisi; uranyumötesi ağır atom çekirdeklerini bölerek enerji elde eden fizyon bombalarıdır. Bu silahlarda uranyum ve plütonyum gibi ağır elementlerin parçalanabilir izotopları, süperkritik kütle denilen belli bir ağırlık limiti üzerinde bir araya getirildiğinde zincirleme reaksiyona girerek çok büyük bir güç üretirler. İkincisine ise; hidrojen bombası veya hüzün bombası denilir. Ateşlenen bir fizyon bombası ile hidrojen çekirdekleri birleşmeye (füzyona) zorlanır. Bu sayede çok yüksek bir enerji ortaya çıkar. Fizyon bombalarının teorik üst limitleri olsa da, füzyon bombalarının gücünde bir üst limit yoktur. Bu korkunç silahların ilk denemesi ise, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, 1945 yılında iki kez ABD tarafından Japonya’ya karşı kullanılmıştır. İlki, 6 Ağustos 1945 yılında uranyum tipi silahın Japonya’nın Hiroşima kentine atılmasıyla gerçekleşmiştir . İkincisi ise bundan üç gün sonra yine uranyum tipi silahın Japonya’nın Nagazaki kentine atılmasıyla olmuştur. Maddi ve manevi bir çok kayba yol açan bu olay ile dünya, bu silahların tehlikesini çok daha iyi anlamış ve nükleer silah kullanımı üzerindeki tartışmalar artmıştır. Bu silahlar öyle bir etkiye sahiptir ki yıllarca olumsuz sonuçlar doğurabilir. Toprakların verimliliğini kaybetmesi, salgın hastalıklar, insanların düzelemeyecek kadar psikolojik bozukluk yaşaması vs. gibi…

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma (NPT); ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa ve Çin’e nükleer silah bulundurma hakkı vermektedir. Bu ülkeler ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleridir. NPT, 5 Mart 1970’te yürürlüğe girmiştir. Nükleer silahların yayılmasını engellemeye ek olarak nükleer silah sayısını azaltmayı ve nükleer enerjinin barışçıl bir yollarla kullanılmasını hedefleyen bir antlaşmadır. Hindistan, Pakistan ve İsrail en başından beri bu antlaşma imzalamayı reddetmiştir. Kuzey Kore ise 2003’te bu antlaşmadan çekilmiştir.

Nükleer silahlanma sorununa biraz hukuki açıdan değinmek istiyorum. Nükleer silahların kullanımına yönelik itirazlar, hukuki taraf sayılabilir. Yani hukuki alan, nükleer silahlanmayı kabul etmiyor. Nükleer silahlanma konusunda Milletler Cemiyeti’nin İnsancıl Hukuku’na başvurulmuştur ve oradaki fikirler, nükleer silahlanmanın yasaklanmasına yönelikti. 65. BM Genel Kurulu Toplantısı esnasında, 24 Eylül 2009 tarihinde Güvenlik Konseyi’nce nükleer silahlara karşı yepyeni bir bir karar alınmış; bir anda ibre nükleer silahlanmanın son bulmasını destekleyen ülkelere doğru çevrilmiştir. Bu durum dünya barışı konusunda iyimserlerin de seslerinin duyulmasını sağlamıştır. Tüm dünya nükleer gücün tehlikesini kavramış, yıkıcı ve yok edici oluşunu anlamış, Bu yüzden de nükleer silahlanmayı durdurmak ve mevcut silah stokunun düşürerek ileride nükleer silahsız bir dünyaya kavuşabileceğini öngörmüşlerdir.

Nükleer silahlanma ya siyasi açıdan ele aldığımızda, burada da karşımıza savunan taraf çıkacaktır. Bu kesimi genel olarak bazı devlet liderleri ile özellikle askerler oluşturur. Askerlerin zaten savaşçı bir yapısı vardır ki sırf bu yüzden “Güvenlik Çalışmaları” disiplini ortaya çıkmış ve güvenlik sorunları için sivil uzmanlar yetiştirilmeye başlanmıştır. Devlet liderleri ise realist yaklaşım sergilerler. Realizm’in temel aktörü devlettir. Bu yüzden devletin güvenliği önde gelir. Devletin fiziki bünyesi (toprak bütünlüğü, nüfusu) ve kurumsal bünyesi (yasaları, rejimi, hükümeti) vardır ve özellikle fiziki bünyenin korunması konusu realistlerin güç ihtiyacını arttırır. Çünkü realistler, güç ile güvenliği birlikte ele alırlar. Yani devleti koruyacak varsa güvenlik için çok fazla güce ihtiyaç olduğunu düşünürle. İşte burada da nükleer silahlanmaya sebep olan temel faktör karşımıza çıkmış oluyor: “Güç arayışı!” Nükleer silahlanmanın bir meşru müdafaa hakkı olarak sayılabileceğini ve bu yüzden de yasaklanmaması gerektiğini savunurlar. Bunun yanında “caydırıcılık” için de nükleer silahlanmanın önemini savunurlar. Caydırıcılık kavramını kısaca değinirsek; Bir devletin silahlanmasını diğer devlet tehdit olarak algılayabilir ve o da silahlanmaya başlayarak “silahlanma” yarışını başlatır. Bu yarışın sonucunda neredeyse dünyayı yok edebilecek nükleer güçler elde edildiği vakit “dehşet dengesi” ortaya çıkar ve kimse saldırıya cesaret edemez. Çünkü birinin saldırması insanlığın yok olması demek olacaktır. İşte böylelikle nükleer silahlanma caydırıcılığı ortaya çıkarmış olur. Bu sebeplerden dolayı da nükleer silahlanma meşru müdafaa hakkı ve caydırıcılık açısından yasaklanmamalıdır fikirleri savunulur. Haklılık payı olsa da tercih edilmemesi gereken bir seçenektir.

Son olarak nükleer silahlanmaya iktisadi açıdan da değinmek istiyorum. Yazının başından beri bahsettiğim tüm dünyayı yok edebilecek güçte bir silaha sahip olmanın elbetteki maliyeti de başlı başına bir dünyadır. Yani silahlanmaya yapılan yatırım devlet bütçesinin ciddi bir bölümünü tüketecektir. Bundan dolayı da diğer alanlara yapılan yatırımlarda çok büyük düşüşler yaşanacaktır.

Konuyu sonuca bağlamak gerekirse, nükleer reaktöre sahip 31 ülkenin 9’unda nükleer silah bulunmaktadır. Bu durum da dünya barışı için ciddi bir tehlike yaratmaktadır. Günümüzde nükleer enerji ihtiyacı da artmaktadır. Ancak bu artış nükleer silahlanmayı tetikleyecektir gibi kesin bir yargıya varmak doğru olmaz. Bu sebeple de fizyon teknolojisinin askeri alana kaymasını engelleyecek çalışmalar yapılmalıdır. Ülkelerin nükleer enerjiyi silahlanma da kullanmasını engelleme amaçlı antlaşmalar yapmak yetersiz kalabilir. Çünkü bu durum beraberinde sıkı bir denetlemeyi de gerektirir. Yani bu alanda yapılan tüm antlaşma ve çalışmalar için tüm dünya ülkelerinin uyup uyumadığını dair denetlemeler yapılmalı, nükleer enerjiyi barışçıl yollar dışında kullanabilecek ülkeler için önlemler alınmalıdır. Çatışmalar ve ülkelerin birbirine duyduğu güvensizlik ülkelerin güçlenme arzusunu Buda nükleer silahlanma isteğini arttırmaktadır. Bu nedenle ülkeler arasında işbirliğine gidilmeli, ortak çıkarlar ön plana çıkarılmalı ve çatışmalar azaltılmalıdır ki bu barış ortamını sağlamada daha etkili olacaktır. Barışçıl bir ortam ise nükleer silahlanmanın önüne geçebilecek en önemli durumların başında gelmektedir. Bu noktada ise dünyadaki nükleer savaş başlıklarının %95’ini elinde bulunduran ABD ve Rusya’ya büyük sorumluluklar düşmektedir. Nükleer silahlanmanın önüne geçmek kolay değildir. Öncelikle nükleer güçlerin buna öncülük etmesi gerekir. Yani ABD ve Rusya başta olmak üzere nükleer güce sahip ilk beş ülke, en azından sadece üçü nükleer silahsızlanmanın öncülüğünü yaparak diğer dünya ülkelerine örnek olmalıdır. Bu durum tüm dünyada silahsızlanma açısından daha etkili bir adım olacaktır. Yani nükleer silahlanma değil; geleceğimiz için, dünya için, insanlık için “NÜKLEER SİLAHSIZLANMA” demeliyiz. Kırmızı alarmlar ve huzursuzluk değil; Yeşil alarmlar ile, beyaz ışıklar ile barışçıl bir dünya için “NÜKLEER SİLAHSIZLANMA” görüşü benimsenmeli ve çok geç olmadan gereği yapılmalıdır.

Elif İpek Bilek
Kırklareli Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler

KAYNAKÇA:

➢ Savunma Enformasyonu Merkezi (CDI) – www.cdi.org

➢ Silah Kontrol Derneği (ACA) – www.armscontrol.org

➢ Amerikan Bilim Adamları Federasyonu (FAS) – www.fas.org

➢ Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) – www.sde.org.tr

➢ www.globalsecurity.com

➢ www.aljazeera.com.tr

➢ www.takvim.com.tr

Konuşmayı oyla

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Comments

Konuşmaya Yorum Yapabilirsin!

Loading…

Yorumlar

Yorumlar

Toplumsal Cinsiyet (Işıl Yağmur Ünver)

Entrepreneuership (Oğuzhan Çiçek)